
|
| Tweet |
Hayat, insana yürümek isteyeceği pek çok yol sunar. Fakat bazı yollar vardır ki, onları yürümek bir tercihten ziyade, doğup büyüdüğünüz topraklara, ekmeğini yiyip suyunu içtiğiniz o güzel insanlara karşı ödenmesi gereken bir vefa borcudur. Her platformda gururla ve kararlılıkla dile getirdiğim, hayatımın merkezine koyduğum bir gerçek var: “Koruculuk bizim için kendi halkımızı, milletimizi sevmektir... Kendi halkımıza sevgi saygı ile sahip çıkmaktır.” Ancak bugün, bu sarsılmaz sevdanın arkasında duran fedakar yüreklerin sesi olmak; dağda, bayırda, zifiri karanlıkta memleketin huzuru için canını ortaya koyan kahramanların hakkını savunmak da benim için kaçınılmaz bir görevdir.
Görevin Ötesinde Bir Gönül Bağı
Dışarıdan bakanlar için koruculuk, sadece üniformalı bir görev ya da bir güvenlik tedbiri olarak görülebilir. Oysa bu işin asıl yükünü ve onurunu omuzlarında taşıyan bizler için durum çok farklıdır. Bizim için bu görev; kalbimizde taşıdığımız o büyük insan sevgisinin, halkımıza olan bağlılığımızın somut bir yansımasıdır.
Bir insanı gecenin en dondurucu soğuğunda ya da kavurucu sıcağında nöbet tutmaya iten güç, sadece kuru bir emir olamaz. Bunun adı gönül bağıdır. Halkını yürekten sevmeyen, komşusunun kapısına duyduğu saygıyı namus bilmeyen bir insan, bu ağır yükü taşıyamaz. Bizler sadece yolları, tepeleri değil; bir annenin duasını, bir babanın emeğini, bir çocuğun yarınını koruyoruz. Ancak ne yazık ki, bu şerefli adanmışlığın onuru, yıllardır biriken ve çözüme kavuşmayı bekleyen özlük hakları sorunlarımızın gölgesinde kalmaktadır.
Fedakarlıkta En Önde, Hak Aramada Geride Kalmak İstemiyoruz
Yüreğimizde vatan, alnımızda ter, canımızda canla bu topraklara bağlandık. Bu toprağa düşen her damla yağmur gibi, biz de ömrümüzü bu millete adadık. Lakin, devletimizin bekası için göğsünü siper eden korucularımızın sosyal ve ekonomik haklar noktasında yaşadığı mahrumiyet, artık göz ardı edilemeyecek bir boyuta ulaşmıştır.
Devletimizden ve yetkililerimizden en büyük ve en haklı beklentimiz, bir ömür boyu süren bu sadakatin karşılığının adil bir şekilde verilmesidir:
Maaş ve Tazminat Adaleti: Görev tanımımız ve üstlendiğimiz hayati risk göz önünde bulundurularak, maaşlarımızın ve tazminatlarımızın günümüz ekonomik şartlarına ve yapılan fedakarlığa yakışır bir seviyeye getirilmesini talep ediyoruz.
Güvenceli Emeklilik Hakları: Yıllarca dağ bayır demeden koşan, sağlığını ve gençliğini bu yolda harcayan korucularımızın, emeklilik döneminde geçim derdine düşmeyeceği, insanca yaşayabileceği bir emeklilik reformuna ihtiyacı vardır.
Sağlık ve Sosyal Güvence: Görev esnasında ya da sonrasında yaşanan sağlık sorunlarında, korucularımızın ve ailelerinin devletin şefkatli elini tam manasıyla hissedeceği, kapsamlı ve ayrıcalıklı sağlık hakları tesis edilmelidir.
Kadro ve Statü Belirsizliği: Koruculuk mesleğinin yasal statüsünün tam olarak netleşmesi, gelecek kaygısının ortadan kaldırılması ve haklarımızın kanuni güvence altına alınması en büyük arzumuzdur.
Devletimize İnancımız Tam, Beklentimiz Net
Biz halkımızı sevdik, milletimize saygı duyduk ve devletimizin her çağrısına "baş üstüne" diyerek koştuk. Şimdi ise, bizim bu içten ve haklı haykırışımıza devlet büyüklerimizin kulak vermesini, bu sevdayı ve adanmışlığı yarım bırakmamasını diliyoruz.
Korucunun hakkının zayi edilmemesi, adalet terazisinin bizim için de doğru tartması en büyük hakkımızdır. Unutulmamalıdır ki; insana saygının, emeğe hakkın ve halka sevginin eksiksiz verildiği yerde kardeşlik daha da kenetlenir, yarınlar çok daha aydınlık olur.
Biz vatan nöbetindeyiz; devletimizden de hak nöbetimizi taçlandıracak müjdeleri bekliyoruz.
Mirza KAYĞAŞ